İbrahim Tenekeci değişik birisi. Şiirden anlamam ama İbrahim Tenekeci'nin şiirlerini çok severim. Daha doğrusu severdim diyelim. Okuyunca anlayabildiğim ya da anladığımı düşündüğümüz şiirlerin şairidir kendisi.
Bu abi dış görünüş itibariyle konvansiyonel şairlik konseptinin antitezidir. Bunu aşağılama amaçlı değil aksine övgü amaçlı söylüyorum. Fular, pipo, top sakal üçgenine sıkışmış ebediyat dünyamız (aklıma Haşmet geldi. Ona da sıra gelecek inşallah) açısından bambaşka bir soluktur kendisi. Bana çok daha bizden gelir. Severim yani. Severdim.
Neden sevmiyorum artık. Bu abi de İsmail Kılıçarslan ve diğer ekürileri gibi Yeni Şafak gazetesinde bir köşe tuttu. Burada uzun bir süre çok güzel doğa yazıları yazdı. Yazıların konusu doğa değildi ama içinde doğa vardı ve çok güzeldi. Sonra olaylar geliştikçe bu abi de diğerleri gibi totoyu devlete yaklaştırmaya başladı. İstanbul'u çöp dağlarından kurtaran RTE'nin aynı zamanda İstanbul'un ırzına geçtiğini görmek istemedi. (RTE kendisi bile itiraf etti geçenlerde.)
Kürtlerle ile olan hüsumetin alevlenmesinde de Türkler kurulan her masada kaybetmişlerdir gibi bir laf etti. Yani abi meğerse insanların birbirini kesmesini istiyormuş, çözüm sürecinden de memnun değilmiş. Bu memnuniyetsizliği ise işler patladığında söyleyebilmiş. İşte bu abiler kalibresi bu. Bu abileri örnek alan gençler var. Kemiksiz, omurgasız, kayıp bir nesil....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder