Meksika Sınırı programıyla
tanıyıp sevdiğimiz tombul bir islamcı abimizdi İsmail Kılıçarslan. Şiirden
anlamadığım için şairliğine bir şey diyemem ama camiada şiiriyle değil de
muhalif tavrı ile tanınırdı. Burada kendisine başarısız bir şair demeyelim ama
şiiriyle ön planda olmayan bir şair diyelim. (Sabri reyizin kariyerine on
numara olarak başlayıp sağ beke demir atması gibi)
Tabi bu yıllar daha AKP’nin
devlet aygıtlarının tamamına sahip olmadığı döneme isabet ediyordu. Bu nedenle
sisteme yüklenmek iktidarı rahatsız etmediğinden atış serbestti. Hakkını
yemeyelim İsmail Kılıçarslan hiçbir zaman cemaati sevmedi hatta ufak
eleştirileri de olmuştur ama o
dönemlerde kendilerini “bu vatanın evlatları inlerinize girecek” diye tehdit de
edemiyordu.
Sonra tabi devlet aygıtları ve
imkanlar ufak ufak ele geçirilmeye başlandı. Sonra bu anti sistemci abi (ve
ekibi) ufaktan devlete doğru yanaşmaya başladılar. Bu yanaşmanın menfaat odaklı
olduğunu iddia edemem. Delilim yok. Ama ideolojik bir yakınlaşma olduğu
muhakkak. Mesela kürt illeri ağır silahlarla bombalanırken Türk askerinin
sivillere zarar vermemek için çok hassas davrandığını iddia edebildi. Yalandı
tabii ki. Ya da yanlıştı diyelim de ayıp olmasın.
Yukarıda da bahsettiğim gibi
kendisi şairliği ile tanınamayan bir abi olsa da Belediyelerin sponsorluğundaki
kültür, sanat festivallerinde yer almaya devam etti. Ama tabi boş durmadı. Yeni
Şafak’taki görev değişikliği sonucunda kendisi ve ekürileri köşe yazarı olarak
demir attılar gazeteye. İbrahim Tenekeci ve daha sonra katılan Furkan Çalışkan’la
birlikte. Bir de Selahattin Yusuf var ama kendisi kendi mahallesi tarafından da
sevilmediği için kendisi ilk on birde yer bulamadı.
Bu üçlünün özelliği şair olmaları
ama gazetede genellikle siyasi yazılar yazmalarıdır. İbrahim Tenekeci arada
börtü böcek yazıları yazar ama taptığı reisin 25 yıldır yönettiği İstanbul'un
elden gidişi ile pek ilgili değildir. İyi insanların “ufak” hataları olabilir
der genelde. Eleştirinin dışa yansımamasını savunur. İlkokul çocuklarının
tacize uğraması da içeride halledilir tabi.
Beş altı sene önce sistem muhalifi
olan abiler bir anda millilik, yerlilik gibi kavramlarla devletin yanında saf
tutmakta beis görmemişlerdir. Memlekette muhalefet boğulurken ses
çıkarmamışlardır. Zira boğulanlar, boğulması gerekenlerdir onlar nezdinde. Milletin
rızkından çalınarak oluşturulan havuz medyasında boy göstermekten
çekinmemişlerdir. Milletin vergilerini yiyerek çekilen dizilere methiyeler
düzmüşlerdir. Devlet aygıtı olan IHH ve TIKA gibi kurumların medyadaki en büyük
destekçileri olmuşlardır.
Tabi bu
arada Erbakan hocaları ve İsmet Özel güzellemelerini de ihmal etmemişlerdir.
Ama bu insanların AKP ile ilgili görüşlerine hiç değinmeden. En önemlisi ise
işlerine geldiğinde “değerli yalnızlık” edebiyatını savunup çark edilince de “menfaatler”
deyip utanmadan ortada gezebilmişlerdir.
Son IHH-RTE kavgasında da İsmail
Kılıçarslan’ın dil koparmasını bekledik ama kendisi o iri vücudundan
beklenmeyecek bir kıvraklıkla konunun kendi içlerinde çözüleceğini diyebildi.
Üç gün sonra da IHH’nın özür bildirisi geldi. Sorun çözülmüş demek.
O mide herkese nasip olmaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder