3 Temmuz 2016 Pazar

İs-ma-il Felsefe Yapma!

Meksika Sınırı programıyla tanıyıp sevdiğimiz tombul bir islamcı abimizdi İsmail Kılıçarslan. Şiirden anlamadığım için şairliğine bir şey diyemem ama camiada şiiriyle değil de muhalif tavrı ile tanınırdı. Burada kendisine başarısız bir şair demeyelim ama şiiriyle ön planda olmayan bir şair diyelim. (Sabri reyizin kariyerine on numara olarak başlayıp sağ beke demir atması gibi)

Tabi bu yıllar daha AKP’nin devlet aygıtlarının tamamına sahip olmadığı döneme isabet ediyordu. Bu nedenle sisteme yüklenmek iktidarı rahatsız etmediğinden atış serbestti. Hakkını yemeyelim İsmail Kılıçarslan hiçbir zaman cemaati sevmedi hatta ufak eleştirileri de olmuştur  ama o dönemlerde kendilerini “bu vatanın evlatları inlerinize girecek” diye tehdit de edemiyordu.

Sonra tabi devlet aygıtları ve imkanlar ufak ufak ele geçirilmeye başlandı. Sonra bu anti sistemci abi (ve ekibi) ufaktan devlete doğru yanaşmaya başladılar. Bu yanaşmanın menfaat odaklı olduğunu iddia edemem. Delilim yok. Ama ideolojik bir yakınlaşma olduğu muhakkak. Mesela kürt illeri ağır silahlarla bombalanırken Türk askerinin sivillere zarar vermemek için çok hassas davrandığını iddia edebildi. Yalandı tabii ki. Ya da yanlıştı diyelim de ayıp olmasın.

Yukarıda da bahsettiğim gibi kendisi şairliği ile tanınamayan bir abi olsa da Belediyelerin sponsorluğundaki kültür, sanat festivallerinde yer almaya devam etti. Ama tabi boş durmadı. Yeni Şafak’taki görev değişikliği sonucunda kendisi ve ekürileri köşe yazarı olarak demir attılar gazeteye. İbrahim Tenekeci ve daha sonra katılan Furkan Çalışkan’la birlikte. Bir de Selahattin Yusuf var ama kendisi kendi mahallesi tarafından da sevilmediği için kendisi ilk on birde yer bulamadı.

Bu üçlünün özelliği şair olmaları ama gazetede genellikle siyasi yazılar yazmalarıdır. İbrahim Tenekeci arada börtü böcek yazıları yazar ama taptığı reisin 25 yıldır yönettiği İstanbul'un elden gidişi ile pek ilgili değildir. İyi insanların “ufak” hataları olabilir der genelde. Eleştirinin dışa yansımamasını savunur. İlkokul çocuklarının tacize uğraması da içeride halledilir tabi.

Beş altı sene önce sistem muhalifi olan abiler bir anda millilik, yerlilik gibi kavramlarla devletin yanında saf tutmakta beis görmemişlerdir. Memlekette muhalefet boğulurken ses çıkarmamışlardır. Zira boğulanlar, boğulması gerekenlerdir onlar nezdinde. Milletin rızkından çalınarak oluşturulan havuz medyasında boy göstermekten çekinmemişlerdir. Milletin vergilerini yiyerek çekilen dizilere methiyeler düzmüşlerdir. Devlet aygıtı olan IHH ve TIKA gibi kurumların medyadaki en büyük destekçileri olmuşlardır.

  Tabi bu arada Erbakan hocaları ve İsmet Özel güzellemelerini de ihmal etmemişlerdir. Ama bu insanların AKP ile ilgili görüşlerine hiç değinmeden. En önemlisi ise işlerine geldiğinde “değerli yalnızlık” edebiyatını savunup çark edilince de “menfaatler” deyip utanmadan ortada gezebilmişlerdir.

Son IHH-RTE kavgasında da İsmail Kılıçarslan’ın dil koparmasını bekledik ama kendisi o iri vücudundan beklenmeyecek bir kıvraklıkla konunun kendi içlerinde çözüleceğini diyebildi. Üç gün sonra da IHH’nın özür bildirisi geldi. Sorun çözülmüş demek.


O mide herkese nasip olmaz.

Hiç yorum yok: